MERHABA,
Bir çiftçi ailesinin içinde büyüdüm. Büyükannem ve büyükbabam çiftçiydi; çocukluğumun her tatili onların yanında, toprakla iç içe geçti. Sonradan öğretmenlik okudum, hayatımı turizmle kazandım — ama bir köşede hep o ilk dostluk vardı: toprakla kurulan dostluk.
Kendi ailemle yaşamak ve kendi gıdamı üretmek için adım attığım bu yol, beni 30 yıldır yerel ve çeşitliliğe dayalı, kendisini besleyen sürdürülebilir bir organik tarım modelinin peşine düşürdü.
Hiçbir tarım eğitimim olmadı. Ama büyükannemden, büyükbabamdan kalan kadim bilgi, organik tarıma geçişin her zorluğunda yanımda oldu — hâlâ rehberim.
Toprağı ekmek; çiftçinin komşusuyla, etrafındaki insanlarla ve onları besleyen coğrafyanın toprağı, suyu, havasıyla kurduğu bağdır. Bu bağ insanları yoksunluktan ve bağımlılıktan korur.
Bu kültürün bir parçası olmak için çiftlikte yaşamanız gerekmez. Bu çiftliklerin var olduğunu bilmeniz, çiftçinin yaptığı işin bir kısmını anlamanız ve kendinizi onun yerine koyabilmeniz yeterlidir.
Organik tarımı seçtim — çünkü gördüğüm modeller içinde adil bir sürdürülebilirliğe, insan, hayvan ve bitki dostluğuna en yakın olan oydu. Tohumdan sofraya kadar her aşaması yasalarla çerçevelenmiş, üretim ve tüketim dengesi üzerine kurulmuş, doğanın düzenine saygılı bir model.
Çiftliğimizde yaz-kış sebzeciliği, ekin, bağ ve meyve bahçeleri, zeytincilik var. İklim değişikliğinin açık tarlada yarattığı kayıplara karşı organik sera; yanı sıra büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği. Yerli tavuklar, serbest gezen kanatlılar, atlar, eşekler, develer — hem çiftliğin canı, hem doğal dengenin paydaşları.
Taze ürünlere katma değer katmak için yalnızca çiftlik kadınlarının çalıştığı, sertifikalı ve üretim izinli küçük bir imalathanemiz var. En kıymetli yanı: kadim gıda bilgisinin orada hâlâ kullanılıyor olması. Yerellik ve özgünlük bizim için organik olmak kadar önemli; lezzet, besin değeri ve yerel beslenme kültürünü koruyarak üretiyoruz.
Çocukluğumuzda büyük bir coşkuyla kutlanan Yerli Malı Haftaları'ndan ilhamla ürünlerimize YERLİM adını verdim. Logosu hasat sonrası şükür dansı yapan halkın sevincinden geliyor.

Değirmen Park ve Restoran, bu çiftliğin dışa açılan yüzü olarak doğdu — kaybolan lezzetleri yeniden hatırlatmak, geleneksel ve yerel mutfak kültürünü yaşatmak, çağdaş gastronomiye kazandırmak için.
Sofranıza gelen ekmek, zeytinyağı, sebze, meyve, et, süt, yumurta — bu coğrafyada yetişen ne varsa, çoğu kendi toprağımızdan, kendi suyumuzdan.
Size bir menü değil, bir yaşam biçiminin yansımasını sunuyoruz. Çevrenizdeki doğanın dinginliğinde, son lokmasına kadar keyifle tatmanızı dileriz.
Afiyet, sağlık, huzur ve sevgi sizinle olsun.
Gürsel Tonbul
